İşte bir kadının işyeri ve alışveriş merkezi tuvalet günlüğü

Kadınlar Tuvaletinde Neler Konuşulur?
Geçenlerde alışveriş sonrasında bir davete katılmam gerektiği için, makyaj tazeleme, kıyafet kontrolü için büyük bir alışveriş merkezinin tuvaletinde normalden daha uzun süre kaldım. Bu sırada tuvalete girip çıkan kadınları gözlemlediğimi fark ettim. Bununla ilgili bir yazı yazmayı daha önce neden düşünememiştim :)

İşte bir kadının işyeri ve alışveriş merkezi tuvalet günlüğü :) )

İş yerlerindeki kadınlar tuvaletlerinde;

Ssabahları genellikle yataktan zor kalkmış, o gün ne giyeceğine geceden karar vermediyse dolabındaki en kolay ve uygun kıyafetleri giymiş, kimseye görünmeden hafif bir makyaj yapmak için lavaboya koşmuş kadınlar olur.

2 dakikada göz kalemi, kıyafete uygun bir far, gerekiyorsa fondöten, hafif allık ve parlatıcı ile uykulu ve renksiz görünümlü kadının yerini canlı, çalışmaya hazır görünümlü kadın alır.

Bu sırada hemen yan tarafta aynı şekilde sabah makyajı yapan iş arkadaşıyla kıyafeti, akşam ne yaptığı, rüya gördüyse rüyası, bugün ne yapacağı hakkında çok kısa sohbet edilir.

Sonrasında öğle yemeğine kadar diyetinde sık su içmek olanlar dışında kimse lavaboya uğramaz. Öğle yemeği öncesinde sabahki tablo tekrarlanır. Makyajlar tazelenir, kıyafet, göbek şişkinliği kontrolü yapılır. Bu sırada bu kez yarım günlük iş yoğunluğu hakkında çok kısa konuşulur.

Akşam da yine aynı senaryo tekrarlanır ve sohbet konusu bu kez akşam ne yapılacağıyla ilgilidir. Şirkette genellikle kadınlar yaşadıkları günün özetini ve yapacaklarını lavabo ziyaretlerinde kabaca paylaşır.

Alışveriş merkezlerindeki lavabolarda ise; durum tamamen farklı. Burada kadınlar birbirlerini tanımaz ama inceler.

Kadın beyni çok hızlı ve detaycı çalışıyor. Bir kadın girdiği ortamda ne var ne yok inceler, kaydeder ve değerlendirir.

Alışveriş merkezlerindeki tuvaletlerde aynaya bakarken çaktırmadan yandakini tepeden tırnağa süzen, saç, makyaj, kıyafet ve ayakkabı değerlendirmesi yaptıktan sonra kendini son kez kontrol edip çıkan kadınlar vardır. Bu sırada tuvalette başka kadınlar varsa konuşmalarına da kulak kabartılır. Anlattıkları kendileriyle ilgiliyse bir kez daha o gözle incelenir.

Bu genel bilgilendirmeden sonra her kadın gibi ben de bunları yaptım, evet!

Örneğin ben lavabodayken bir kadın telefonla konuşarak içeri girdi. Konuşmalarını ister istemez dinlemek durumunda kaldım:) Bir arkadaşıyla buluşacaktı ve telefondaki sevgilisine geç kalacağını akşam onu alıp alamayacağını soruyordu. Sonunda anlaştılar ve farklı bir konuya geçtiler.

Bu sırada biri Türk diğeri yabancı iki kız geldi tuvalete. Aralarında İngilizce sohbet ederek bir erkekten bahsediyorlardı. Yakışıklıymış, bazı flört hareketleri varmış ama emin değillermiş. Biri bahsettikleri erkeği daha iyi tanıyordu ve hoş biri olduğunu anlatıyordu.

Aynı anlarda yanında kız çocuğu, elinde alışveriş poşetleri olan bir kadın geldi tuvalete. Poşetleri koyacak yer ararken kızıyla alacakları ve alamayacakları hakkında konuştu.

Vaktim olsaydı alışveriş merkezi tuvaletlerinde sabahtan akşama kadar kalabilirdim:) Çok farklı kadın hayatları ve önceliklerini görmüş oluyorsunuz. Bu oldukça keyifliydi.

Lise ve üniversitedeki kızlar tuvaletinde ise, konular sadece güzellik, flört ve beğenilen erkekler üzerine dönüyor. Kıskanılan kız arkadaşlarla ilgili dedikodulardan bahsetmiyorum bile.

Aslında bunları yazarken kim bilir diğer kadınlar benim hakkımda ne düşünmüştür diye düşünmekten kendimi alamıyorum:))

kolik

Koliği bilmeyenler için çok masum görünen bu kelime bilenler için kabusu ifade eder. Kolik sözlük anlamı bebeklerde görülen gaz sancısını, yaşayan için tarif edilmez acıyı ifade eder. Acıdan kıvranan ve ağlaması susturulamayan bir bebeği düşünün.. Sürekli.. 4-5 saat kesintisiz. Olur mu öyle şey demeyin oluyor.. En azından ben bunu son üç aydır ciddi şekilde tecrübe ettim. Çünkü kızım Ayşe İpek ‘te bir kolik..

Kolik yeni doğan bebeğin sinir sisteminin tam olgunlaşmamasından kaynaklanan bir problem. Ortalama 3-8 ay süren bir dönem. Yeni doğan bebek doğduktan sonra anne karnındaki ortamını arıyor. Sessiz, sakin olan bu ortamın yerini birden seslerin görüntülerin alması, uyaranların artması bebeği huzursuz ediyor. Ayrıca buna bir de olgunlaşmamış sinir sistemi eklenince gaz sancıları şeklinde karın ağrıları baş gösteriyor. Bacaklarını karnına doğru çekme, ıkınma, morarma şeklinde kendini sıkma ve durmak bilmeyen ağlamalar.. Bebek bir tarafta bitap şekilde ağlarken susturmak için amuda kalkmayı bile düşündüğünüz bir durum.. Ama onun bile bir faydası yok..

Bizim serüven ilk hafta başladı. Haftanın en az 5 günü sürekli ağlayan bir bebek düşünün. İlk çocuğum, toy bir anneyim. Ve kızım bir kolik. İnanın çok zor bir tecrübe. Mesleki bilgilerimin bittiği an. Yaşayarak öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu kavradığım bir süreç. Araştırdık sorduk soruşturduk. Çok önemli tecrübeler edindim ve bunları “koliği” olan olacak anne adaylarıyla paylaşmak istedim.

* Öncelikli olarak doktorunuzdan kolik yada infantil kolik tanısı almış olmanız lazım. Yani bebeğiniz sürekli ağlıyor ve kıvranıyorsa başka bir sağlık sorununun olup olmadığını ( idrar yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, vs..) kesinleştirin. Eğer ağlamaları herhangi bir sağlık sorunundan kaynaklanmıyor, gelişimi gayet iyi gidiyorsa siz de bir kolik annesi / babası olabilirsiniz.

* Kesinlikle panik olmayın. Kızım 3. ayına girmek üzere ve sorun azalarak devam ediyor. Zaten araştırmalar da bu sorunun geçici olduğunu ve çocukta kalıcı bir sorun bırakmadığını söylüyor.

* Krize girdiğinde iki kişi ilgilenmeye çalışın. Kesinlikle sadece anne ilgilenmesin. Çünkü sinir bozucu bu ağlamalar ve kriz anneyi de perişan etmekte. İş böyle olunca bebeğiyle daha kötü bir ilişki yaşamakta sorun çift bilinmeyenli denkleme dönmektedir. Ya baba ya büyüklerden biriyle paslaşarak bebeğin kriz anını genel krize çevirmeyin.

* Kendinizi suçlamayın. Yetersiz birer ebeveyn gibi görmeyin. Bu sorun sizden kaynaklanmıyor ancak çözümünün %80 ni sizden geçiyor.

* Şu bir gerçek ki bebekler annelerinin ruh halini gözünden anlıyor. Eğer gergin, sinirli, endişeli yada kaygılı iseniz bebeğiniz bunu anlayacak daha da gerilmesine neden olacaktır. Bunun içindir ki annenin sakin, ılımlı, sabırlı, kabullenici ve sevecen olması lazım. Evet bu sorunu yaşarken böyle bir anne olmak gerçekten zor ama her şeyi bebeğiniz için yaptığınızı unutmayın.

* Çok ağladığında elektrik süpürgesi, fön makinası, su sesi bir nebze sakinleştirecektir. Özellikle fön makinası ile ayaklarına yapacağınız ılık masajın etkisini göreceğinizi umuyorum. Özel kolikli çocuklar için müzik CD leri bulunmakta. Bunları temin edebilirsiniz.

* Salıncak, sallanma, kucakta dolaşma da oldukça etkili teknikler. Aslında bebeğin sallanmasına yada sürekli kucakta dolaştırılmasına karşı biriyim ancak bu sorunda çocuk sürekli hareket halinde olmak istiyor.

* Arabasıyla günde en az yarım ila bir saat açık havada dolaştırın. Bizimkinde en çok bu işe yaradı. Her gün olmasa da gün aşırı yaptığımız gezintiler kriz günlerini azalttı.

* Ninniler, şarkılar söyleyin. Hatta güfte ve beste size ait şarkılar uydurun. Ve bunları sakin ses tonuyla kulağına fısıldayın. Biz o kadar çok şarkı besteledik ki bazen kafiyeli mısralara biz bile şaşırıyoruz.

* Sürekli kucağınızda göz kontağı kurarak konuşun. Güzel tatlı mimikler ile tekrarlayan nakarat sözcüklerle diyalog kurun devam ettirin. Size ve etrafına güvenmesini sağlamalısınız.

* Ne anlatmak istediğini iyi etüt edin. Acıktığında, altını kirlettiğinde yada sizinle oynamak istediğindeki ağlama tonlaması mutlaka farklıdır. Eğer bunları da fark ederek isteklerini anında cevaplayabilmenizde çok önemli.
Bizim krizlerimiz ilk zamanlar hemen hemen her gündü.. Şimdi hafta da iki-üç güne düşürmeyi başardık. Umarım birkaç ay sonra tamamen biter. Hem bebek hem de ebeveyn için gerçekten bir sınav olan bu sorunu tüm annelerin başarıyla bitirmesi dileğiyle..

Okul çağına gelmiş otizm tanısı alan çocukların

Otizmi Yenebilirsiniz!
Otizm en erken üç yaşında teşhis edilen sosyal ve iletişimsel bir bozukluktur. Halen nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber nörolojik bir bozukluk olarak öngörülmektedir. İleriye yönelik belirsizlik gösteren bu sorun hem çocuk hem de aile için gerçekten oldukça zor bir durumdur. Farklı tedavi şekilleri, alternatif yöntemler, yeni buluşlar.. Bu sorunla boğuşan tüm anne babaların umududur. Ancak şu bir gerçektir ki otizmin tedavisinde tek ve en etkili yöntem EĞİTİMDİR..

Anne babaların en merak ettiği sorular “Çocuğum ne zaman konuşacak? “ Düzelecek mi?” “Ne yapmalıyım?” Bu sorular biz uzmanlar ve eğitimciler içinde cevaplamakta en çok zorlandığımız konulardır. Peki ama gerçekten otizmli çocuk yaşıtları gibi olur mu? Otizm yenilebilir mi?

Benim cevabım kısmen evet. 14 yıllık tecrübelerimde okula başlayan, eğitim hayatını başarıyla götüren bir çok otistik çocuğumuz oldu. Hepsinin bu kadar güzel noktalara gelmesinde bazı ortak noktalar vardı. Bu noktaları sizinle paylaşmak isterim.

Okul çağına gelmiş otizm tanısı alan çocukların;
1. Çoğunluğu 2 yaşından itibaren eğitime başlamış ve düzenli olarak takip ettiği,
2. Bu çocukların zeka sorunu olmadığı sadece sosyal ve iletişim problemlerini yoğun yaşadığı,
3. Anne ve babalarının eğitimleriyle çok yakından ilgilendikleri, hatta hayat şartları ve standartlarını da çocuklarına göre değiştirdiği,
4. Bireysel eğitimlerine önem verip düzenlerini aksatmadıkları,
5. Ebeveynlerin çocuklarını maksimum düzeyde sosyal ortama girmesini destekledikleri,
6. Çok çok gerekli durumlarda ilaç tedavisi görmeleri,
7. Ailenin istikrarlı olması, çok fazla doktor yada eğitimci değiştirmemesi,
8. Çocuğun aldığı eğitimin kaliteli olması,
9. Aile ile eğitimci arasında güven bağının oturmuş olması,
10.Normal yaşıtlarıyla beraber kaynaştırma eğitimleri alması,
11.Okul öncesi eğitimden mutlaka faydalanmış olması,
12.Eğitimine yeni teknik ve yöntemlerin eklenerek güncellenmiş olması

Sayılabilecek en bariz ortak özelliklerdir. 12 noktada sayılabilecek bu ortak noktayı otizmi yenmek adına kullanmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Elbetteki yukarıdaki saydığım ortak özellikler özel eğitimin erken dönemde başlanması ile sağlanmaktadır. 2 yaşında eğitime başlayan otistik bir çocuğun, ortalama 2-5 yıl arası yoğunlaştırılmış eğitim alması ve yukarıdaki bahsettiğim noktalarda istikrar gösterilmesi durumunda konuşma ve diğer akademik becerilerde yaşıtlarına yakın bir gelişim gösterdikleri görülmektedir. Ancak ileriki dönemlerde arkadaş ilişkilerinde sorunlar, çekingenlik ve özgüven problemleri, mecazi ifadeleri anlama ve yorumlama da sorunlar, kısmen dikkat dağınıklığı ile hayatlarına devam edebilmektedirler.

Bu noktada ailelere %100 düzelir demek aldatmanın ötesine geçmez diye düşünüyorum. Aslında önemli olan çocuğun kendi başına yaşayabilmesini, bir yetişkine ihtiyaç duymadan hayatını devam ettirebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle kurtarılabilecek otizm tanısı almış çocukları iyi değerlendirmek ve yönlendirme yapmak çok önemlidir. Zira 2 yaşından sonraki her yıl iyileşme şansını azaltır.

Anne babalar özellikle çocuğunun
• 1.5 yaşına geldiği halde konuşmaması,
• Göz kontağı kurmaması,
• İsmi ile seslenildiğinde bakmaması,
• Korkuları olması,
• Diğer çocuklardan ayrı olması ve onlarla beraber oynamaması,
• Aşırı anneye yada herhangi bir maddeye bağımlı olması ( araba, top, vs..)
• Yemeklere yönelik aşırı seçicilik,
• Reklam, müzik kliplerine karşı aşırı ilgi göstermesi

Durumunda acilen bir çocuk psikiyatrına başvurmasını öneririm.
Teşhisin 3 yaşından önce konamaması süreci olumsuz etkilemekte erken tedavi şansını düşürmektedir. Bu nedenle anne ve babalar 1,5 yaşına gelmesine rağmen yukarıdaki sorunları gözlemliyorlarsa en azından otizm ve iletişim problemlerinde uzman olan bir pedagogdan görüş almalarını öneririm. İlk etapta duyduklarınız karşısında kabul etmek istemeyebilir zamana bırakabilirsiniz. Ancak bu sorunun en önemli dezavantajı ne kadar geç kalınırsa iyileşme şansının o kadar düşmesidir.

Erken önlem iyileşme fırsatını arttırır.